İşin neresinden bakarsak bakalım,
konu yine gelip tek bir gerçeğe dayanıyor:
‘ben’. Problemi problem yapan aslında sorunun
kendisi değil, bizim algılayış
biçimimizdir. Bir olayı veya bir kişinin tutumunu
herkes farklı yorumlayabilir. Bu durumda kendimize şu
soruları sormamız gerekir: “Benim ilişki kurma
biçimim nasıl? Karşımdaki insana kendisini
nasıl hissettiriyorum? Onu nasıl yorumluyorum ve ondan ne
bekliyorum?”
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan
da kaynaklandığı halde “kim daha
haklı?” diye adeta “mahkeme” kurulur.
“Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben
başlatmadım. “Sen hep bana kötü
davrandın, beni aşağıladın”.
“Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor”.
vb. sözler hiç işe yaramaz. Önce kendimize
bakmamız ve “ben nerede hata yapıyorum,
yanlışım ne olabilir?” diye
düşünmemiz gerekir. Sürekli karşı
tarafı haksız görmek kolaycı bir
yaklaşımdır. “Ya bana iyi bir neden
göster, söylediklerimi çürüt, ya da benim
söylediklerimi kabul et” yaklaşımı
evlilikle iş ilişkisini karıştırmanın
bir sonucudur. Evlilikte, duygular, düşünceler,
cinsellik ve daha birçok değişken rol oynar.
Kendimizi “haklı çıkarmak” için
mantıksal gerekçeler ileri sürmek kendi kendimizi
aldatmaktan ibarettir.