Eşleri birbirleri ile akraba yapan, sonsuza
dek birbirlerinin genlerinde yaşamalarını
sağlayan tek şey çocuk sahibi olmaktır.
Çocuk sahibi olmak aynı zamanda geri
dönülmezlik duygusunu beraberinde getirir, bu durumda
eşlerde kaçıp kurtulma isteği ortaya
çıkar. İsteyerek çocuk sahibi olan
kişilerde de durum değişmez. Hareket
kabiliyetlerinin kısıtlanması,
özgürlüklerin kaybı, tüm çiftleri
derinden yaralar. Evli çiftler bu noktada bir kadın ve
bir erkek olmaktan, anne ve baba olma noktasına
ulaşabilirlerse, bu krizi atlatabilirler. Benzer krizler
çocukla ilgili ortak kararlar verme noktasında da kendini
gösterir.
Aslında genellikle eve gelen o minik birey
ev içindeki coşkuyu artırır, hatta
çoğu zaman eşler arası iletişimi
güçlendirir. Ancak zaman zaman ebeveynlerin
yanlış tutumlarından dolayı sorunlar ortaya
çıkabilir! Peki niçin? Ev içinde rollerin
sağlıklı bir biçimde belirlenmemiş
olması bu durumun en önemli nedenidir. Bireylerin anne -
baba olduktan sonra eş olma rollerini unutmaları ve
önceliği her zaman çocuğa vermeleri ile
diğer eş ihmal edilebilmektedir. Bu durumda eşler,
ebeveyn olmadan önceki ortamı arar ve eşi ile eski
yakınlığını özler. Çocuğun
kendisine olan ilgiyi azalttığını
düşünür. Çocuk bahane edilerek eşin
bazı isteklerine cevap verilmemesi, eşe zaman ayırma
gayretinin gösterilmemesi, ev içinde eşlerin
birbirlerine sürekli, “annecim, annemiz, babacım,
babamız” ifadeleriyle seslenmeleri yapılan
diğer yanlış davranışlardır.
Ayrıca, çocuk bakımı ile ilgili
sorumlulukların paylaşımının iyi
düzenlenmemesi tartışmalara yol
açabilmektedir.
Çocuk sahibi olduktan sonra, daha önceki yaşam
tarzınızın önemli ölçüde
değişeceğini ve çok önemli bir sorumluluk
altına gireceğinizi bilmelisiniz. Bu nedenle yeni
düzenlemeler yapmanız gerektiğinin farkında
olmalısınız ve bu konu kesinlikle hassas
davranılması gereken bir konudur. Aksi takdirde ev
içinde huzur bozulabileceği gibi, bireylerin eş olma
ve ebeveyn olma rolleri de zedelenir.